TaRiH HaBeR SiTeSi

GELECEĞE IŞIK TUTAN SİTE

Tuesday, May 22nd

Son Güncelleme06:13:38 AM GMT

Haberler

Burdasınız Kültür-Sanat edebiyat Taçsız bir sultan Ali Emirî Efendi
 

Taçsız bir sultan Ali Emirî Efendi

e-Posta Yazdır PDF
ali_emiri_efendi_kutHer medeniyet nev'i şahsına münhasır ilim, fikir ve sanat adamları yetiştirmiştir. Fakat cihanın tanıdığı faziletli adamları görebilmek için daha ziyade Müslüman Şark medeniyetini tetkik etmek gerekir. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın Türk İslam tarihi, böyle faziletli adamlar meşheridir.

Batıp giden Osmanlı medeniyetinin son dönemdeki tek taş elmaslarından birisi de Ali Emirî Efendi'dir. 23 Ocak 1924 Perşembe günü sabaha karşı Fransız Hastanesi'nde dünyaya gözlerini yuman Ali Emirî Efendi, Osmanlı modernizminin en yoğun, netameli, sarsıcı ve savurucu döneminde yaşamasına rağmen ne Beşir Fuat ve Baha Tevfik gibi savrulup gitmiş ne de Şinasi ve Namık Kemal gibi sarsıntı geçirmiştir. O, bütün bu tufan ve kasırga ortasında muhkem bir çınar gibi kalabilen ender insanlardandır. 19. asrın son yarısında ilmiyeye mensup bir ailenin son çocuğu olarak dünyaya gelen Ali Emirî çok erken yaşlarda tahsile başlar. Derin merakı, kuvvetli hafızası ve doymak bilmeyen okuma arzusu ile kısa zamanda büyük mesafe kat eder. Ali Emirî'nin en önemli özelliği kitap hastası (bibliyoman) olmasıdır. O, bu özelliğini şu şekilde anlatır: "Bende kitap merakı dokuz yaşında hâsıl olmuştur. Bugün tam altmış senedir ne gecem gece, ne gündüzüm gündüzdür. Ömrüm kâmilen bu merak arkasında koşmuştur. Şöyle ki: Diyarbekir'de bundan beş altı yüz sene evvel tamam 1.040.000 cildi hâvî bir kütüphane bulunduğunu pederim ve akrabalarım bana hikâye ederlerdi. Çocukluk bu ya, böyle milyonluk bir kütüphane meydana getiremezsem bile karınca kaderince hiç olmazsa on beş, yirmi bin ciltlik bir kütüphane meydana getirebilirim ya, diyerek dokuz yaşımdan şimdiye kadar tam altmış sene oluyor elime ne kadar para geçerse kâmilen kitap almaya hasr u tahsîs etmeyi Cenab-ı Hakk ile ahd u misak eyledim." Bugün Millet Kütüphanesi olarak istifade ettiğimiz irfan yuvası, onun bir ömür boyu nafakasından keserek meydana getirdiği yegâne servetidir.

ali_emiri_efendiYekpâre nûr olan bu kütübhane-i nefîs

Yekpâre servetiydi bu âlemde kendinin

Ali Emirî Efendi'yi asıl büyük yapan husus ise pek çoğu yazmalardan meydana gelen bu kıymetli kütüphaneyi, şahsı için değil milleti için toplamış olmasıdır. Nitekim hayatının son yıllarında kütüphanesini milletine vakfederken kitapları için tahsis edilen Feyzullah Efendi Medresesi'ne, memleketine izafeten "Diyarbakır Kütüphanesi" veya ismine izafeten "Ali Emirî Efendi Kütüphanesi" şeklindeki isim tekliflerine karşı çıkması, onun milletinin kalbinde yaşama arzusunu şan, şöhret gibi bütün maddî tatminlere tercih ettiğini gösterir. Avrupalıların bu kütüphaneye karşılık külliyetli para tekliflerine verdiği cevap da onun millet sevgisini ve faziletini açık bir şekilde ispat eder. Mesela; Macar İlimler Akademisi'nin, Divan-ı Lügati't-Türk'ü almak için Osmanlı Tarih Encümeni üyelerinden İskender Bey'in tavassutuyla 10.000 altın teklifine şöyle cevap verir: "Ben kitaplarımı milletim için topladım. Dünyanın bütün altınlarını önüme koysalar değil böyle bir kitabımı, herhangi bir kitabımın bir yaprağını bile satmam." Daha sonra Fransızlar bu kütüphaneye otuz bin İngiliz lirası teklif ederler. İlave olarak da Paris'te kendi adına bir kütüphane kurulacağını, yaşadığı müddetçe yüksek bir maaşla kitaplarının başında "hafız-ı kütüb" olarak duracağını, emrine Bolulu bir aşçı ile Müslüman hizmetkârlar tahsis edileceğini söylerler. Fakat bütün bu cazip tekliflere karşı Emirî Efendi'nin verdiği cevap, örnekleriyle ancak vakayinâmelerde karşılaşacağımız faziletlerdendir: "Efendiler ben bu kütüphaneyi devletimin bana verdiği maaşlarla yaptım. Öldüğüm zaman milletime kalması için... Bir daha böyle bir teklifle gelirseniz sizi buradan kovarım!"

Ecdâd-ı pâkimiz gibi vakfetti millete

Hayrânı oldu halk eser-i bî-menendinin

Ali Emirî Efendi'nin bir diğer fazileti ise ebeveynine, Osmanlı hanedanına ve tarihin büyük adamlarına duyduğu derin sevgi ve saygıdır. Bazılarının "saplantı" veya "takıntı" da diyebileceği bu hassasiyeti yüzünden, çok sevdiği annesine karşı belki bir kusur işler diye hiç evlenmemiştir. Büyük bir zevkle Osmanlı padişahlarının biyografilerini, şiirlerini, el yazılarını, fermanlarını hatta tuğralarını toplaması ve her zaman onlardan sitayişle bahsetmesi de hanedana karşı duyduğu derin sevgiden kaynaklanır. Fakat onun en büyük sevgisi Allah ve Peygamber sevgisidir. Hz. Peygamber'e duyduğu derin sevgiyi dile getirmek için yazdığı şiirler müstakil bir divan oluşturacak kadar çoktur. Bir yanardağ gibi köpüren ruhunun ilhamlarını terennüm eden bu şiirlerin dikkati çeken özelliği, eskilerin mahzuf kasidelerinde gördüğümüz Arap alfabesinin noktasız harflerinden meydana gelen kelimelerle teşkil edilmesidir. Epeyce zahmetli olan bu gayretini şu cümleyle ifade eder: "Ona bir nokta kondurmak benim haddim değil!" Onun içindir ki bu ince sırrı bilen Yahya Kemal, Hz. Peygamber'den onun için şefaat talebinde bulunur:

Ya Fahr-ı Kâinat sen iyfâ et ecrini

Divân-ı kibriyâda bu Şark ercümendinin

Ali Emirî Efendi, İbnülemin ve Mükremin Halil kadar iştihar etmese de yaptığı hizmetlerle Türk kültür hayatında onlardan hiç de geri kalmayacak bir mevkii ihraz etmiştir. Ali Emirî, maddî sefaletinin aksine -eskiden bu tip insanlara "esâfil-i şark" denilirdi- insan aklının bütün tedayilerine cevap verecek şekilde tam bir maneviyat sultanıdır. Bibliyofil, hatta bibliyoman olması, "Dehaya intihap yoktur." Sırrınca edebiyat, tarih, hal tercümesi, musiki, kitabiyat, ilahiyat ve hüsn-i hat gibi klasik ilimlerin yanı sıra pozitif ilimlerle meşgul olması, Allah ve peygamber sevgisiyle dolu olması, inceliği, zarafeti ve hassasiyetiyle taçsız bir sultandı. Asırlık Türk İslam saltanatını anlamak için öncelikle bu sultanları tanımak gerekir. Kısacası Süleyman Nazif'in Akif hakkındaki sözlerinden iktibasla Ali Emirî'yi tedkik etmek, medeniyetimizin bir şahs-ı mümtazında mündemiç olan güzelliklerini tamik eylemektir, diyebiliriz.

DR. SİNAN ÇİTÇİ / ODESA MEÇNİKOVA MİLLİ ÜNİVERSİTESİ

 

zaman



Bu yazı TaRiH HaBeR SiTeSi tarafından şu tarihte yayınlanmıştır Pazartesi, 21 Mayıs 2012.

DIGER YAZILARI OKUMAK ICIN TIKLAYIN

Yorum ekle

Söz sizde!
* tarihhaber.com üyesiyseniz hemen yorum yapabilirsiniz.
* Henüz üye olmadıysanız yorumunuz yönetici tarafından onaylandıktan sonra yayınlancaktır.
* Hemen yayınlansın istiyorsanız lütfen üye olunuz.
* Ahlaki kurallar çerçevesinde yorumlarınızı yazınız.
*******
Not:
* Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Tarih Habe Sitesi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir.
* Sitemizdeki yayınlanan köşe yazıları, araştırma ve makaleler sitemizin değil, yazarının görüşlerini yansıtır.
* Yanlış bilgi verildiğini düşünüyorsanız, kendinizi tanıtıcı bir bilgi eşliğinde yazılarınızı gönderdiğiniz takdirde, yazınız www.tarihhaber.com sitesinde yayınlanacaktır.


Güvenlik kodu
Yenile

Share/Save/Bookmark PAYLAŞ