TaRiH HaBeR SiTeSi

GELECEĞE IŞIK TUTAN SİTE

Wednesday, May 23rd

Son Güncelleme06:13:38 AM GMT

Haberler

Burdasınız T-Özel Düşündüren Sorular Osmanlı'dan Günümüze Paralar Nasıl Değişti?
 

Osmanlı'dan Günümüze Paralar Nasıl Değişti?

e-Posta Yazdır PDF

Bu hafta, İsrail’in Gazze’ye yönelik gayrı insani, gayrı ahlaki ve gayrı hukuki saldırıları vesilesiyle, Filistin sorununun ortaya çıkışı konulu bir yazı yazmaya niyetlenmiştim. Ancak, bu önemli konuyu bir sayfada anlatamayacağımı fark edince Arap ve Yahudi milliyetçiliklerinin doğuşu, İsrail Devleti’nin kuruluşu,

Filistin sorunun derinleşmesi gibi konuları içerecek üç-dört günlük bir dizi hazırlamaya karar verdim. Dizi, eğer gündemde ani bir değişiklik olmazsa, 6 Ocak 2008 Salı gününden itibaren yayımlanacak. Bu kararın verdiği rahatlıkla, bugün yeni yıl rehavetine uygun popüler bir konuya değinmek istiyorum.


ENFLASYON FIRTINASI .
Bilindiği gibi, 1970’li yıllardan beri yaşanan hiper enflasyon sonucu, Türk Lirası’nın yaşadığı büyük değer kaybının önüne geçmek için bir dizi tedbirle birlikte paradan altı sıfırın atılmasına mecbur kalınmıştı. 1 Ocak 2005’te tedavüle çıkarılan Yeni Türk Lirası (YTL) banknotların ön yüzlerinde eskiden olduğu Atatürk portresi kullanılırken, arka yüzlerde Atatürk Barajı, Anıtkabir, Piri Reis’in Dünya Haritası, Efes Antik Kenti, Kapadokya, ve İshak Paşa Sarayı figürlerine yer verilmişti. Ancak, bu paraların geçici olduğunun bilinmesinden dolayı olsa gerek, bu figürler üzerinde herhangi bir tartışma yaşanmamıştı, ya da ben hatırlamıyorum.

TARTIŞMALI FİGÜRLER .
1 Ocak 2009’da tedavüle sokulan TL’lerin ön yüzünde yine Atatürk resmi vardı. Arka yüzlerindeki bilim tarihçisi Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı, matematikçi Ord. Prof. Dr. Cahit Arf, Mimar Kemaleddin, edebiyatçı, felsefeci Fatma Aliye Hanım, bestekâr Itri ve Yunus Emre portreleri ise kamuoyunda önemli tartışmalara yol açtı. (Bu kişilerin biyografileri için www.ntvmsnbc.com/news/461129.asp adresine bakılabilir.) Bu şahsiyetlerin neden seçildiği konusunda pek çok yazı çıktığı için ben, Osmanlı dönemini kapsayan girişten sonra, 2005 yılına kadarki dönemde basılan kâğıt paraların üzerlerindeki resimlerden kalkarak Cumhuriyet döneminin ideolojik portresini çıkarmayı deneyeceğim.

* * *

Devlet olmak kolay mı?


Şark-İslâm devlet geleneğinde toplumların devlet olmanın ön şartı, ‘bey’ veya ‘sultan’ adına hutbe okutmak ve ‘sikke kestirmek’ti. İlk Osmanlı parası gümüş akçe 1326 yılında Orhan Bey tarafından kestirildi. Bu paranın üzerinde ‘Orhan halledallahü mülkehü’ (Allah mülkünü daim kılsın) benzeri bir ifade ile darp yeri olan Bursa’nın adı vardı. İlk bakır para I. Murad (ö. 1389) döneminde, ‘Sultanî’ adı verilen ilk altın para ise Sultan II. Mehmed (Fatih) tarafından 1478 yılında bastırıldı.

Osmanlı’nın klasik döneminde Osmanlı paraları, ‘frengi fılori’ (Venedik dukası), ‘tutuli fılori’ (Cenova altını) ve ‘eşrefiye’ (Mısır veya Memluk altını), Macar ‘Engürüs’ altını, ‘testoon’, ‘taler’, ‘crown’ gibi Avrupa paraları, Hollanda ‘Esedi’si, Polonya ‘zolata’sı (adı ‘İsoletta’ idi) gibi paralarla birlikte dolaşımda oldu. Ayrıca uzak eyaletlerin yerel paraları da kullanılıyordu. Bu dönemdeki Osmanlı paralarının üzerinde herhangi bir resim ya da figür yoktu. Anadolu Selçukluları ve Anadolu beylikleri döneminde az sayıda parada gördüğümüz simgesel figürler, Osmanlı Devleti’nin İslami karakterinin belirginleştiği klasik dönemde yerini parayı bastıran padişahın ve babasının ismiyle ‘el muzaffer daima’ ibaresinin harmanlanmış hali olan kısa bir ön yüz yazısı ile, kelime-i şahadet’in yer aldığı arka yüz yazısı almıştı.

Kaime dönemi


Osmanlı Devleti’nde basılan ilk kâğıt para, 1840’da basılan ‘Kaime-i nakdiye-i mutebere’ adını taşıyan, bedeli belirli vadelerin sonunda ödenecek bir çeşit faizli borçlanma senediydi. (Bu kaimelerin ilk tertibi, üzerindeki Maliye Nazırı’nın mühründen dolayı ‘Saib Paşa Kaimeleri’ olarak anılmıştı.) Bu kaimeler, hazırlıksız ve hızlı bir şekilde piyasaya çıktığı için değişik boyutlarda elle hazırlanmış tuhaf paralardı. Kısa sürede kalpazanların olaya el atmasıyla ortalığı sahte kaimeler kaplayınca devlet 1844’te içindeki gümüş ve altın miktarı sabitlenmiş olan ‘Mecidiye’ adlı madeni paralara döndü. Eski kaimeler ise, halkın yardımlarıyla (‘iane-i umumiye’) toplandı ve Darphane bahçesinde yakıldı. 1854 yılında Kırım Savaşı’nın finansmanı için çıkarılan ‘Ordu kaimesi’ ise savaş bölgeleri olan Silistre, Vidin, Erzurum, Van ve Trabzon vilayetleri dışında da boy gösterince, dolaşımdan çekilmişti.

Osmanlı Bankası’nın imtiyazı


Ancak, kâğıt para basma ihtiyacı sürüyordu. Sonunda, 1853-1856 Kırım Savaşı dolayısıyla alınan kredileri izlemek üzere Alman Rothschild Ailesi, İngiliz Parlamentosu üyesi ve demiryolları yapımında öncü sermayedar Sir Joseph Paxton’un temsilcisi Atkinson Wilkin, Fransız Crédit Mobilier şirketinin sahipleri Péreire Kardeşler ve Galata bankerlerini temsilen Théodore Baltazzi tarafından oluşturulan konsorsiyuma bir banka kurma izni verildi. ‘Ottoman Bank’ adını taşıyan bu banka devletin isteğiyle, 27 Ocak 1863’te kendini feshederek İngiliz-Fransız ortaklığında ‘‘Bank-ı Osmanî-i Şahane’ (Osmanlı Bankası) adıyla devlet bankasına dönüştü. Ardından devlet, Osmanlı Bankası’na hiç bir biçimde kâğıt para basmayacağı ve başka bir kuruma da bastırmayacağı taahhüdünde bulunarak 30 yıl süre ile banknot ihracı imtiyazını verdi. Anlaşmaya göre, banka kasasında bulunduracağı altının üç katı kadar banknot basabilecekti.

İmtiyazın delinmesi


Osmanlı Bankası 1863-1914 yılları arasında çeşitli şekil ve miktarlarda banknot ihraç etti. Banka, anlaşmalara sıkı sıkıya uyduğu için de çıkardığı banknotlara halk güven duydu. Bu imtiyazın ilk istisnası halkın ‘93 Harbi’ dediği 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, masrafları karşılayabilmek için devletin kaime ihraç etmesiydi. Bu dönemde, kaimelere güven duyulmaması yüzünden herkesin sikkeye yönelmesi üzerine ortaya çıkan bozuk para sıkıntısına çözüm getirmek için kâğıt jetonların kullanılması, bu da yetmeyince damga ve posta pullarının arkalarına karton yapıştırılarak bozuk para haline getirilmesi, günümüze kadar gelen ‘para pul oldu’ deyiminin kaynağı oldu.

İttihatçı Enver Bey’in, 1911’de Trablusgarp’ta, merkezden para gelinceye kadar askerlerin ihtiyacını görmek üzere hazırlattığı küçük kâğıt parçaları da ilginç ‘kaime’ örneklerindendi.

Osmanlı Bankası’na verilen imtiyaz, Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan para sıkıntısını aşmak için ikinci kez ihlal edildi ve bankanın itirazına rağmen 1915 yılından itibaren devlet, dört yıl boyunca, altın ve Alman hazine bonolarını karşılık göstererek toplam 160 milyon liranın üzerinde banknot çıkardı. Bu banknotların adı anılmayan karşılıkları arasında, ülkeden tehcir edilen gayrimüslimlerin el konan zenginlikleri de vardı elbette.

1916’da sadece 21 adet bastırılan her birinin değeri 360 kilo altına eşit olan 50 bin liralık banknotlar da dönemin ilginç paralarındandı.

Cumhuriyet’e kalan miras


Osmanlı Bankası’nın gücünü kırmak için İttihatçılar tarafından 1917’de kurulan Osmanlı İtibar-ı Milli Bankası (Crédit National Ottoman) bir türlü ‘merkez bankası’ haline getirilemeyince, hem ‘evrak-ı nakdiye’ denilen son banknotlar, hem de Osmanlı Bankası’nın devlet bankası niteliği, Türkiye Cumhuriyeti’ne aynen miras kaldı.

Ulusal bir devlet bankası kurulması fikri 1923 yılında toplanan İzmir İktisat Kongresi’nde ele alınmıştı.1924 yılında Türk hükümeti Osmanlı Bankasını bir devlet bankasına dönüştürmek için bazı girişimlerde bulundu ancak bu başarılamayınca, aynı yıl, bir süredir Türkiye’deki çalışmalarını asgariye indirmiş olan Osmanlı Bankası ile bir anlaşma yapıldı. Buna göre, Bankanın 1925 yılında sona erecek olan banknot ihracı imtiyazı 1935 yılına kadar uzatılıyordu.

Ancak ilk Türk Lirası, Merkez Bankası’nın kuruluşu beklenmeden basıldı. 30 Aralık 1925’te 701 Sayılı ‘Mevcut Evrak-ı Nakdiyenin Yenileriyle İstibdaline Dair Kanun’la Osmanlı Bankası’nın imtiyazı kaldırılarak geçmişin mirasından kurtulma yolunda ilk adım atılmıştı. İlk Türk lirası banknotların hikâyesine geçmeden bir parantez açalım ve merkez bankası kurma çalışmalarına göz atalım.

İttihatçı kalıntıların temizlenmesi


1926’da İzmir Suikastı girişimine katıldığı gerekçesiyle İttihatçıların Maliye Bakanı Cavit Bey’in de tasfiye edilmesinin ardından, İttihatçıların İtibar-ı Milli Bankası da hedef tahtasına konulmuştu. Banka 1927’de Türkiye İş Bankası’na katılarak eritildi. 1928’de Türkiye’ye davet edilen Hollanda Merkez Bankası Meclis Üyesi Dr. G. Vissering, İş Bankası’nın ‘merkez bankası’ rolünü oynamaya hazır olduğuna dair bir rapor yazdı. Raporu kendi notuyla birlikte Başbakan İsmet İnönü’ye sunan bankanın kurucularından Celal (Bayar) Bey’e göre, tüm parası devletten çıkan bir banka yerine, devletle işbirliğine hazır bir özel banka merkez bankası için daha uygundu. Başbakan İnönü ise, merkez bankasının özel bankalardan bağımsız bir yapıda olmasını doğru buluyordu. İkili arasındaki savaşı, İnönü kazandı.

Yabancı uzmanlar


Hükümet konu ile ilgili incelemelerde bulunmak üzere Alman Merkez Bankası (Reichsbank) Başkanı Hjalmar Schacht’ı Türkiye’ye davet etti. Ancak yoğun iş programı nedeniyle Hjalmar Schacht yerine çalışma arkadaşı Karl Müller geldi. 1929 Büyük Buhranı’nın etkileri Türkiye’de görülmeye başladığı Nisan ayında Ankara’ya gelen Müller, raporunu yıl sonunda gönderdi ama, haber kötüydü: Üretim düzeyi düşük, ödemeler dengesi ve kamu maliyesi bozuk olan Türkiye’de henüz bir merkez bankasının kurulmasına uygun koşullar yoktu!

Rapordan hoşnut kalmayan hükümet bu sefer İtalya’nın eski Maliye Bakanı Kont Volpi ile temas kurdu. Volpi, Kasım 1929’da Türkiye’ye geldi ve hükümetin duymak istediği sözleri sarfetti: Bir an önce bir merkez bankası kurulmalıydı! Hükümet, yine de Osmanlı Bankası’ndan bu konuda neler yapabileceğini öğrenmek istedi. Ancak bankanın raporunu yetersiz buldu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın kuruluşu için teklifini meclise verdi. Hükümet kanun taslağını incelemesi için 1924-26 yılları arasında Ziraat Bankası Umum Müdürlüğü görevini üstlenmiş olan Lozan Üniversitesi Profesörlerinden Léon Morf’u görevlendirdi. Morf’un önerileriyle son halini alan tasarı tam oylanıyordu ki, Maliye Bakanı Şükrü Saraçoğlu, tasarıyı geri çekti ve Düyun-u Umumiye taksitlerinin ödenmesinin durdurulmasına ilişkin incelemelerde bulunmak için Türkiye’ye gelmiş olan Fransız iktisatçısı Profesör Charles Rist ile görüştü. Rist’in verdiği akıllarla son şeklini alan tasarı,11 Haziran 1930’da kanunlaştı. (Bu tarihçeye bakınca, o günün yöneticilerinin yabancı uzmanlardan akıl almak konusunda bir kompleksleri olmadığı görülüyor.)

Ad meselesi


Bankanın adında neden ‘cumhuriyeti’ değil de ‘cumhuriyet’ dendiği, bunun bir hata sonucu mu olduğu yoksa ‘Cumhuriyet Savcısı’ örneğindeki gibi özerkliği vurgulamak için mi veya ‘Cumhuriyet Halk Partisi’ örneğindeki gibi kurumun kutsallığını vurgulamak için mi yapıldığını konusundaki merakımı ise, okuyucularımdan Sayın Nurhan Davutyan gidermişti. Davutyan’ın bankanın eski başkanlarından Rüşdü Saracoğlu’ndan dinlediğine göre, bunun nedeni bankanın başından beri özel hissedarları olmasıydı. Bir bankanın adının başına ‘Türkiye Cumhuriyeti’ ibaresini alması için, tümüyle devletin malı olması gerekiyordu.

Yabancı matbaada basılan milli para


Bu uzun parantezden sonra, ilk Türk Lirası banknotların nasıl hazırlandığı meselesine gelirsek; Dönemin Maliye Bakanı Abdülhalik (Renda) Bey başkanlığında, Ziraat, Osmanlı, İtibar-ı Milli, İş, Akhisar, Tütüncüler ve Akşehir bankalarının birer temsilcisinden oluşan bir komisyon dokuz aylık bir çalışmadan sonra, 1, 5, 10, 50, 100, 500 ve 1.000 liralık küpürlerden oluşan Birinci Emisyon Grubu banknotların basılmasına karar verdi. Ülkede henüz banknot matbaası olmadığı için, 1927 yılında, İngiltere’de, Thomas de la Rue matbaasında 88 bin İngiliz altınına bastırılan bu banknotların üzerindeki metinler (henüz Harf Devrimi yapılmadığı için) Arap harfleriyle Osmanlıca, kupür değerleri ise Latin harfleriyle Fransızca yazılmıştı.

Ankara ve Bozkurt


Osmanlı döneminden farklı olarak (1840’dan itibaren sadece 1916’da çıkarılan 1 ve 2,5 kuruşluk banknotların üstüne Süveyş Kanalı, Haliç ve Ayasofya’nın resimleri konmuştu), bu banknotların üzerinde dönemin ideolojik yönelimlerini sembolize eden çeşitli resimler vardı. Birinci Emisyon paraların görsel kalitesi gayet yüksekti çünkü Ali Sami (Boyar) gibi ünlü bir ressam tarafından yapılmıştı. 1, 5 ve 10 liralık banknotlarında Mustafa Kemal’in resmi filigrana gizlenmişti. 1 liraların ön yüzünde, eski Ankara’yı temsil eden ‘Ankara Kalesi’, yeni Ankara’yı temsil eden ‘Meclis Binası’ veya ‘milletin efendisi’ köylüyü temsil eden çift süren köylü resmi vardı. Arka yüzde ise eski Başbakanlık (bazılarına göre Maliye Bakanlığı) binası bulunuyordu.

5 ve 10 liralıkların ön yüzündeki, Kuva-yı Milliye ordusunun şapkasında kullanılana benzer bir ay-yıldız motifinin içinden atlayan ‘bozkurt’, ‘genç Cumhuriyet’i temsil ediyordu. 5 liranın arka yüzündeki Ankara Bent Deresi Köprüsü’nün resminin niye seçildiği anlaşılmamakla birlikte, 10 liraların arka yüzündeki Meclis Binası, Ankara Kalesi ve pırıldayan güneş, ‘yeniden doğuşu’ simgeliyordu.

Sivas’ın önemi


Mustafa Kemal’in portresi 50, 100, 500 ve 1.000 liralık banknotların ön yüzünde karşımıza çıkacaktı. 50 liralığın ön yüzünde ortada eski harflerden bir ifade, solda içi boş bir çerçeve, sağda Mustafa Kemal portresi varken, arka yüze Büyük Taarruz’un şerefine Afyon Kalesi yerleştirilmişti. 100 liralığın ön yüzünde bir Osmanlı motifi, sağda yine Türk motifleriyle bezeli bir çerçeve içine yerleştirilmiş Mustafa Kemal resmi, arka yüzde ise yanlarda iki türbevari motifin arasında Debbağhane Köprüsü (Taş Köprü) tarafından bir Ankara manzarası bulunuyordu. 500 liralık banknotun ön yüzündeki Mustafa Kemal’le birlikte Sivas’taki Çifte Minareli Medrese (bazılarına göre Gök Medrese) ile arka yüzdeki Sivas görüntüsü, Sivas Kongresi’nin resmi tarih yazımındaki önemine işaret ediyordu.

Ama daha manalısı, ön yüzünde motiflerle süslü bir ayın içinde Mustafa Kemal portresinin olduğu 1.000 liralık banknotun arka yüzündeki yalçın kayaları yararak geçen Sakarya demiryolu hattı resmi idi. Bilindiği gibi o yıllardaki en önemli modernleşme projesi ülkeyi demir ağlarla örmekti. (Harf Devrimi’nden sonra Latin alfabesiyle yeniden basılması için piyasadan toplanan bu koyu mavi binliklerden piyasada kalan birkaç tanesinin koleksiyon değerinin eski TL ile 80-90 milyara kadar çıktığı rivayet ediliyor.)

Dokuz yıl sonra Latin alfabesi


11 Haziran 1930’da kurulan Merkez Bankası’nın ilk banknotları 1937’de tedavüle çıkarılan İkinci Emisyon banknotlardır. 50 Kuruş ila 1.000 lira arasında değişen dokuz farklı değerdeki banknotlarda, 1 Kasım 1928’de yapılan Harf Devrimi’nden dokuz yıl sonra ilk defa Latin alfabesi kullanılmıştı. (1934’te Latin harfli 100 kuruşluk madeni paralar basılmıştı.) Ön yüzlerinde Atatürk resmi bulunan banknotlardan sadece 50 kuruşluk Almanya’da, diğerleri ise İngiltere’de bastırılmıştı. 1938’de basılan 100 liralıkların arka yüzünde Çanakkale Boğazı resmi Osmanlı tarihinin parçası olan Çanakkale Savaşı’nın, ‘Cumhuriyet’in tarih’ yazımına dahil edildiğini gösteriyordu.

1939’da basılan paraların ön yüzünde hâlâ Atatürk figürü vardı. 2,5 liralık banknotun arka yüzünde Zafer Anıtı, 5 liralıklarda Güven Anıtı, 50 liralıklarda tiftik keçileri ile ‘Ankara egemenliği’ sürerken, 500 liralık banknotlarda ilk kez bir İstanbul resmi, üstelik Osmanlı İmparatorluğu’nun en sembolik yapılarından biri olan Rumeli Hisarı’nın resmi boy göstermişti.

Denizden toplanan paralar


15 Mart 1940 tarihinde Londra’daki Bradbury, Wilkinson &Co şirketine 40 milyon adet 50 kuruşluk banknot sipariş edilmişti. Parayı taşıyan Yorkshire adlı gemi, mola verdiği Yunanistan’ın Pire Limanı’nda Alman savaş uçakları tarafından batırılınca, su yüzüne çıkan İnönü resimli banknotlar halk tarafından yağmalandı. Yunan hükümetinin ele geçirebildiği banknotlar Türkiye’de imha edildiyse de, halkın eline geçen paralar, Yunan tüccarlar aracılığıyla olaylardan haberi olmayan Doğu illerinde dolaşıma sokulunca hükümet, 1945 yılına dek bu banknotları toplamakla uğraştı. Bu paralar daha sonra koleksiyoncuların gözdelerinden oldu.

‘Milli Şef’ döneminin bir diğer özelliği ise, o güne kadar sadece İngiltere’ye para bastırılırken, 1942’de Türkiye’nin Alman sempatizanı politikalarının bir nişanesi olarak İngiltere’ye ilaveten Berlin’deki Reichsdruckerei matbaasının da devreye girmesiydi. Üzerlerinde ‘Cumhuriyet’ değil ‘Cümhuriyet’ yazan bu paralar, bej, kahverengi tonları ile faşizmin soğukluğunu yansıtıyorlardı.

Hem Atatürk, hem İnönü


2 ile 1.000 lira arasında altı farklı değerdeki Üçüncü Emisyon grubundan 1942, 1944 ve 1946’da basılan banknotlarda da Atatürk değil, İsmet İnönü vardı. Geçtiğimiz yıl kamuoyunu epey meşgul eden tartışmalara konu olan bu değişikliğin ‘İkinci Adam’ın rüştünü ispatlama girişimi olduğunu söylemek mümkündü.

1947 ve 1948 yıllarında dolaşıma giren Dördüncü Emisyon Grubu banknotlar 10 ve 100 Türk Liralık kupürlerden oluşan iki farklı değerdeydi. Rotanın Batı’ya çevrilmesinin sonucu olarak paralar ‘yeni müttefik’ ABD’deki American Bank Note Company’ye verilmişti. Bu emisyondaki banknotların tamamı İnönü portreliydi. Ancak daha önce basılmış 500 ve 1.000 liralık banknotların hem Mustafa Kemal Atatürk resimlisi, hem de İsmet İnönü resimlisi aynı anda tedavülde kalmıştı. İsmet İnönü’nün damadı gazeteci, Metin Toker o yıllarda, hem İnönü hem de Atatürk’ün resimlerinin bulunduğu altın sikkelerin bastırılması için karar alındığını ancak bu kararın uygulanmadığını söylemiş, iki resmin gerekçesini ‘İnönü kendini belli etsin ama Atatürk de unutulmasın’ diye açıklamıştı.

Halka uzanma

Bu dönem banknotlarının arka yüzlerinde çok partili döneme doğru gidişin izleri de görülüyordu. Örneğin 2,5 liranın arkasında Halkevi Binası, 10 liranın arkasında ‘üç köylü kadını’, 50 liranın arkasında ‘tiftik keçisi’, 100 liranın arkasında ‘üzüm yiyen kız’, 1946’da basılan 500 liralıkların arkasında Ankara Sanat Okulu öğrencileri, 1000 liralıkların arkasında ‘borazan çalan izciler’ vardı. Bu resimler CHP’nin halkla yakınlaşma çabalarını simgeliyordu. 1947’de basılan 10 liralıkların arkasında beliren Sultanahmet Çeşmesi resmi ise, o günlerde Demokrat Parti’nin etrafında toplanmaya başlamış muhafazakâr çevrelere uzatılmış zeytin dalı gibiydi.

Atatürkçülük şampiyonu DP


1951’de dolaşıma çıkan (ve 1971’e kadar dolaşımda kalan) Beşinci Emisyon Grubu banknotlar, 2,5 ile 1.000 lira arasında değişen yedi farklı değerde olup bu banknotların bir kısmı İngiltere’de, bir kısmı nihayet 1957’de açılabilen Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Banknot Matbaası’nda basılmıştı. Bu emisyonun mor binlikleri de koleksiyoncuların gözdesi oldu.

Demokrat Parti’nin (DP) iktidarında basılan banknotlarda, İsmet İnönü’nün resminin yerini tekrar Atatürk resimleri aldı. Bu dönem hatırlanacağı üzere DP’nin Atatürk’ü Koruma Kanunu ile ‘Atatürkçülük şampiyonluğunu’ CHP’nin elinden aldığı dönemdi. 500 liralık banknotun arkasındaki Sultanahmet Camii ise DP’nin dinsel politikalarıyla uyumluydu. 1952, 1955 ve 1957’de basılan 2,5 liralık banknotların arka yüzünde nedense yine Merkez Bankası’nın resmi vardı. 1952’de basılan 5 liraların arkasındaki ‘incir yiyen kızlar’ ise ‘Yerli Malı Yurdun Malı’ kampanyalarının son demlerine işaret ediyordu.

27 Mayıs 1960 darbesinden sonra basılan 50 liralıkta ilk kez elinde silahı ile bir asker görüldü. Bu, daha önce banknotlarda gördüğümüz Ankara Zafer Anıtı’ndaki asker figürüydü ancak, eskisi gibi anıtın bir parçası olarak değil, büyütülmüş olarak tek başına durması anlayana çok şey söylüyordu. Üstelik bu banknot 28 yılla tedavülde kalma rekoru kıracaktı. Bu da militarizm geleneğiyle uyumlu bir rekordu. Diğer banknotlarda Ankara manzaralarının egemenliği devam etti. Tek istisna 10 liralık banknotlardaki Edirne’nin Meriç Köprüsü’ydü.

Çevreden manzaralar


1966-1983 yılları arasında dolaşımda olan Altıncı Emisyon Grubu banknotlar 5 ila 1.000 lira arasında değişen yedi farklı değerdeydi. Bu banknotlarda Ankara’nın yerini, ekonominin ve sanayinin kalbi İstanbul’un görüntüleri almıştı. İstanbul Kız Kulesi, Topkapı’daki mermer fıskiye, İstanbul Üniversitesi Ana Girişi, Rumeli Hisarı’ndan Boğaz Köprüsü manzarası banknotların yeni unsurlarıydı. Bu dönemin diğer iki resmi ise Ağrı Dağı ve Manavgat Şelalesi’ydi. İngiltere’de basılan 20 liralık banknot ise her iki yüzü de Atatürk’e ayrılmış ilk banknot olarak adeta, resim seçiminde Ankara’dan İstanbul’a yönelişin özrü gibiydi.

10 ila 20.000.000 lira arasında değişen 15 farklı değerdeki Yedinci Emisyon Grubu banknotlar 1979’dan, paradan altı sıfırın atılacağı 2004’e kadar dolaşımda kaldı. Tamamı ‘yerli’ basım olan bu banknotların ön yüzlerinde elbette Atatürk resmi vardı ama arka yüzde, daha önce boy gösteren İstanbul, Edirne ve Çanakkale’nin yanına Konya, Elbistan, Urfa ve İzmir’den sahneler eklenmişti.

Türk-İslam Sentezi


Atatürkçülük şampiyonluğunu kimseye bırakmayan 12 Eylül 1980 darbecileri tarafından bastırılan paralarda boy gösteren Mehmet Akif Ersoy, Fatih Sultan Mehmet, Mevlâna ve Mimar Sinan resimleri ise darbecilerin komünizmin önünü kesmek için çok bel bağladıkları ‘Türk-İslam Sentezi’ düşüncesine işaret ediyordu.

1989’da basılan 50.000 liranın arka yüzündeki TBMM binası siyasi yasakların kalkmasıyla tekrar akla gelen ‘milli egemenlik’ kavramını sembolize ediyordu. 5.000 liralığın arkasındaki Mevlâna resmi ise işlevini tamamlamış olmalıydı ki, 1990’da yerini Elbistan Santrali’ne bıraktı. Bu dönemin en büyük para birimleri olan 20.000 ve 50.000 liralık banknotlarda yine Merkez Bankası’nın resmedilmesi, ya dünyanın en ‘kendine hayran’ merkez bankasıyla karşı karşıya olduğumuzu ya da bankanın unutulmaktan korktuğunu düşündürüyordu.

1991’de ilk kez basılan 100.000 liralık banknotun ön yüzündeki Atatürk resmi büyütülmüş, arka yüzüne ise çocuklara çiçek veren Atatürk resmi basılmıştı. Bu para tamamen Atatürk’e ayrılmış ikinci paraydı. 1997’de basılan 100.000 liralık banknotta Atatürk resminin yanı sıra Atatürk heykeline; 5.000.000’luk banknotta bir Atatürk resminin yanında İstiklal madalyası ile Türkiye haritasına; 10.000.000’luk banknotun arka fonunda Türk Bayrağı’na yer verilmesi, o yıllarda tırmanışa geçen ‘Kürt Meselesi’nin yarattığı sıkıntıyı yansıtıyordu. 20.000.000’luk banknotun ön yüzündeki dünya resminin yanındaki zeytin dalı ise, muhtemelen iktidardaki Bülent Ecevit ve partisinin hatırınaydı. Milyonluk bu paralar, aynı zamanda, Adnan Menderes’in ‘her mahallede bir milyoner yaratma’ hayalinin gerçekleştiğini (!) müjdeliyordu. Kız Kulesi, Atatürk Barajı, Anıtkabir, Antik Efes kenti ve Piri Reis Haritası dönemin diğer seçimleri. Aynı dönemde tekrar kullanılan Çanakkale Şehitliği ise, o yıllarda zirveye çıkmış olan Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki kanlı savaşa nazire olmalı...

Özet kaynakça
: Şevket Pamuk, Osmanlı İmparatorluğu’nda Paranın Tarihi, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1999; Tanju Demir, “Cumhuriyet Dönemi Paralarında Siyaset ve İdeoloji”, 75 Yılda Para’nın Serüveni, Tarih Vakfı Yayınları, 1998, s 11-28; Ali Pekşen, “Türk Lirası Banknotlarının Görselliği Üzerine”, İzinsiz Gösteri, 1 Nisan 2004, S. 5.

 

Ayşe Hür

taraf



Bu yazı TaRiH HaBeR SiTeSi tarafından şu tarihte yayınlanmıştır Salı, 22 Mayıs 2012.

DIGER YAZILARI OKUMAK ICIN TIKLAYIN

Yorum ekle

Söz sizde!
* tarihhaber.com üyesiyseniz hemen yorum yapabilirsiniz.
* Henüz üye olmadıysanız yorumunuz yönetici tarafından onaylandıktan sonra yayınlancaktır.
* Hemen yayınlansın istiyorsanız lütfen üye olunuz.
* Ahlaki kurallar çerçevesinde yorumlarınızı yazınız.
*******
Not:
* Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Tarih Habe Sitesi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir.
* Sitemizdeki yayınlanan köşe yazıları, araştırma ve makaleler sitemizin değil, yazarının görüşlerini yansıtır.
* Yanlış bilgi verildiğini düşünüyorsanız, kendinizi tanıtıcı bir bilgi eşliğinde yazılarınızı gönderdiğiniz takdirde, yazınız www.tarihhaber.com sitesinde yayınlanacaktır.


Güvenlik kodu
Yenile

Share/Save/Bookmark PAYLAŞ