TaRiH HaBeR SiTeSi

GELECEĞE IŞIK TUTAN SİTE

Wednesday, May 23rd

Son Güncelleme06:13:38 AM GMT

Haberler

Burdasınız T-Sayfalar Yakın Tarihimiz Tek Parti’nin anti-liberalleri: (1) Recep Peker
 

Tek Parti’nin anti-liberalleri: (1) Recep Peker

e-Posta Yazdır PDF

halilberktayAvrupa’da liberalizm düşmanlığı, (a) Prusya tipi “gecikmişlik” devletçiliğinden, 20. yüzyıl başlarının

proto-faşizmi aracılığıyla 1930’ların Faşist ve Nazi rejimlerine; (b) 19. yüzyıl Marksizminden, gene benzer bir “yetişmecilik” aracılığıyla, 1930’ların Stalinizmine geçti. Türkiye’de ise paralel bir gelişmeyle, 1910’ların İttihatçı milliyetçiliğindeki liberalizm düşmanlığının mirasçısı, hem Faşizm ve Nazizme, hem Stalinizme öykünen 1930’lar devletçiliği oldu.

Tabii 1920’lerde Kemalizm henüz o kadar devletçi değildi. İzmir İktisat Kongresi’nde “karma ekonomi” benimsenmiş; İş Bankası aracılığıyla devlet özel sermaye birikimini desteklemeye başlamıştı. Lâkin önce 1925-27’nin büyük boy ölçüşmesi (Terakkiperver Fırka, Şeyh Sait İsyanı, Takrir-i Sükûn, İstiklâl Mahkemeleri), siyasî katılaşmayı beraberinde getirdi. Ardından 1929 Büyük Bunalımı bir diğer dönüm noktasını oluşturdu.

Kanal 24 için hazırladığım haftalık Nisyana İsyan programlarının ikincisinde (Enine Boyuna Cumhuriyet, 30 Ekim 08), Mete Tunçay Tek Parti yıllarında demokrasi aleyhine açıktan hiç bir lâf edilmediğini, buna karşılık liberalizme alenen çatılabildiğini (çünkü liberalizmin akla Fransa’yı ve istikrarsız hükümetlerini getirdiğini) söylemişti. Bu saptama, liberalizmin icabında demokrasi yerine ve/ya demokrasinin günah keçisi olarak suçlanabileceğini de ortaya koyuyor.

Bu kullanımın bazı berrak örneklerine, Tek Particiliğin önde gelen ideologu sayabileceğimiz Recep Peker’de rastlıyoruz.

Recep Peker Cumhuriyetin kurucu neslinin tipik asker-bürokratlarındandı. Harbiye ve sonra Harp Akademisi’ni bitirmiş, Libya’da, Balkan Harbi’nde ve Birinci Dünya Savaşı’nda çarpışmış sert bir subaydı. O zihniyet yapısıyla gitti, CHF/P’nin lider kadroları arasına girdi. 1925’te Fethi Okyar’ın ayaklanmaya karşı “yumuşak” tavrını protesto ederek içişleri bakanlığını bıraktı. Öncesi ve sonrasında, dört defa parti genel sekreteri oldu. 1931’de başlayan üçüncü görev döneminde, İtalya ve Almanya’da uzun bir inceleme gezisine çıktı. Döndüğünde, Faşizm ve Nazizmden aldığı ilhamla, partinin devlet teşkilâtına mutlak surette egemen kılınmasını (yani devletin göreli özerkliğinin tamamen kaldırılmasını) öngören yeni bir tüzük ve program tasarısı hazırladı. Bu kadarı CHP’ye de fazla geldi ve Mayıs 1935’te toplanan 4. Kurultay’da onaylanmadı. Recep Peker tekrar genel sekreterliğe seçildiyse de ertesi yıl görevden alındı. 1946’nın çok-partili hayata geçiş sürecindeki ceberrut inadı, onu bu sefer başbakanlıktan istifaya ve siyasetten geri dönüşsüz olarak uzaklaşmaya zorladı.

Hep o Tek Parti sistematizasyonunun bir parçası olarak ve 1933 üniversite reformu çerçevesinde, İstanbul ve Ankara Üniversiteleri’nde Türk İnkılâp Tarihi Enstitüleri kurulduğunda, CHP’nin önde gelen tarihçi-milletvekillerinden Yusuf Hikmet Bayur ve Yusuf Kemal Tengirşenk ile birlikte Recep Peker de 1934-35’te –Sovyetlerdeki Marksizm-Leninizm enstitülerine denk düşen- bu yeni “resmî ideoloji” kurumlarında ilk ders verenler arasında yer aldı. 1935’te kitap halinde yayınlanan, 1936’da 2. baskısı çıkan İnkılâp Dersleri’nin 3. baskısının öyküsü ise ilginç ve anlamlıdır. 1977’de yayın hayatına atılan Toplum ve Bilim dergisi, 12 Eylül döneminde geçici olarak tatile girmesinin simgesi olarak ve 18-19-20-21-22. sayılarına karşılık gelen bir özel sayı biçiminde, 1983’te İnkılâp Dersleri’ni yeniden bastı. Yayın Kurulu bu yolla, 12 Eylül’ün yasakçılığının, Bonapartist depolitizasyonunun, toplum mühendisliği iddiasının ve dilinden düşürmediği Atatürkçülüğünün tarihsel köklerine işaret etmeyi amaçlamış olmalı.

İnkılâp Dersleri
’nin bir yıl sonra, o sırada yeni kurulan İletişim Yayınları’nca yapılan 4. baskısında, “Parti İdeologu Recep Peker” başlıklı bir Önsöz de yer alıyor. İmzasız fakat bilgili bir elden (galiba büyük kısmı Taha Parla’nın elinden) çıktığı belli olan bu kısa, özlü notta, Peker’in 1930’ların tam yetkili Genel Başkanlık Kurulu’nda Atatürk ve İnönü’yle birlikte yer aldığı; buna karşılık CHP genel sekreterliğinden, muhtemelen Atatürk tarafından ve parti içinde fazla güçlendiği için uzaklaştırıldığı kaydedilmekte (buna göre, Lenin’in Stalin’e 1922-24’te yapamadığını Atatürk’ün 1935-36’da Recep Peker’e yapabildiğini söylemek mümkün). Devamında, Recep Peker’in övdüğü rejimin “anti-liberal ve anti-sosyalist bir korporatizm” olduğuna dikkat çekiliyor.

Yakınlardaki bir televizyon programında Tarhan Erdem, Türkiye vatandaşlarının bir yüzde 20 kadarının demokrasiye inanmadığını belirtti. Daha ziyade CHP’de toplanan bu kesimin fikriyatı, belki en fazla Recep Peker’den kaynaklanıyor.

Halil Berktay

taraf



Bu yazı TaRiH HaBeR SiTeSi tarafından şu tarihte yayınlanmıştır Çarşamba, 23 Mayıs 2012.

DIGER YAZILARI OKUMAK ICIN TIKLAYIN

Yorum ekle

Söz sizde!
* tarihhaber.com üyesiyseniz hemen yorum yapabilirsiniz.
* Henüz üye olmadıysanız yorumunuz yönetici tarafından onaylandıktan sonra yayınlancaktır.
* Hemen yayınlansın istiyorsanız lütfen üye olunuz.
* Ahlaki kurallar çerçevesinde yorumlarınızı yazınız.
*******
Not:
* Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Tarih Habe Sitesi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir.
* Sitemizdeki yayınlanan köşe yazıları, araştırma ve makaleler sitemizin değil, yazarının görüşlerini yansıtır.
* Yanlış bilgi verildiğini düşünüyorsanız, kendinizi tanıtıcı bir bilgi eşliğinde yazılarınızı gönderdiğiniz takdirde, yazınız www.tarihhaber.com sitesinde yayınlanacaktır.


Güvenlik kodu
Yenile