Gazeteci-yazar İpek Çalışlar harika bir biyografi yazdı: Halide Edib, yakın tarihte cazip ve zihin açıcı bir keşif imkanı sunuyor. Halide Edib gerçekte kimdi? Mandacı mıydı, Atatürk’e âşık mıydı, radikal bir feminist miydi, bugün yaşasa ulusalcı mı olurdu?.. İpek Çalışlar, şoke edici açıklamalarda bulundu.
• Halide Edib milliyetçi, mandacı, Atatürk’le arası açık, soğuk ifadeli... yani portresinde negatif motifler olan biri gibi görünüyor.
Fakat üzerindeki örtüyü kaldırınca, hiç de öyle olmadığını fark ediyoruz. Ben 2001 yılında anladım bunu.
• Halide Edib kamusal olarak yanlış anlaşılmış biri. Neden böyle?
Yanlış anlaşılmadan önce, yanlış anlatılma söz konusu. Mustafa Kemal’le çatışmış olması da bunun temel nedenidir. Atatürk’ün otoritesini kullanma biçimine itiraz ediyor Halide Edib. Liderliğine itirazı yok.
• Atatürk’e muhalif olduğu kadar, ona bir hayranlık, hatta aşk duyduğu doğru olabilir mi?
Hiç sanmıyorum. Atatürk’ü yakışıklı bile bulmuyor. Bence, Halide Edib’in Atatürk’e âşık olduğu tamamıyla yanlış ve yanlış bir yorum.
ASKERİ İLİŞKİYE GELEMİYOR
• Atatürk, Halide Edib’e ayıp mı etmiş, yani Atatürk’ün tavrıyla ilgili olarak ne diyorsunuz? Yıllarca yanında çalışan birinin 14 sene sürgünde yaşamasını nasıl onaylamış?
Halide, askerî bir ilişki içinde olamıyor. Tamam cephede yer alıyor, fakat askerî bir mantıkla yaklaşmıyor olaylara. Atatürk de sonuçta bir asker zaten. Yanındaki herkesin, emre itaat etmesini istiyor. Atatürk ile Halide arasındaki tartışma bir siyasi kavgadır. Atatürk, muhaliflere karşı sert bir tavır takınmıştır.
• Halide, Atatürk Türkiyesi için temsil gücü yüksek bir öncü, iyi bir model gibi görünüyor bir taraftan. Dil biliyor, akademisyen, özgürlükçü, feminist, edebiyatçı...
Evet, Atatürk Halide’nin değerini bilmemiş. Gerçi gerek toplum, gerek okumuşlar olarak biz de bilemedik. İsmet Paşa’nın, bütün muhaliflere, bu arada Halide’ye karşı kadir bilir bir tavrı var. İngiliz Filolojisi’nin başına getiriyor Halide Edib’i. Bütün bunlara rağmen, Halide tek parti yönetimiyle asla tamamen uzlaşmadı.
Cumhuriyet Türkiyesi’ne de ümitle bakıyor fakat...
Çok iyimser, fakat hep eleştirel de bakıyor. Demokrasi yanlısı. İngiliz Filolojisi’ni kurduktan sonraki 10 yıl siyasi yazılar yazmıyor pek. Yine de tek partili hayatı asla benimsemiyor.
• Demokrat Parti’den milletvekili olmasına ne diyorsunuz?
Orayla da tam olarak bütünleşemiyor. 4 yıl dolmadan ayrılıyor. Türkiye’deki demokrasinin eksikleri onu hep rahatsız ediyor.
FEMİNİZMİ GEREKLİ GÖRÜYOR
• 31 Mart sırasında lanetlenmesinden bahsedelim mi?
Kadın haklarına dair, iyi eş ve iyi anne olmayı mümkün kılacak özgürlük taleplerini dillendiren yazılar yazıyor. Bu yazılar, Türkiye’deki muhafazakar kesimin tepkisini çekiyor. 31 Mart ayaklanması sırasında, tam da bu nedenle hedef haline geliyor.
• Feminist miydi?
Evet. Bu kelimeyi kullanıyor da. Fakat feminizmi sistemin lehine bir olgu olarak görüyor. Sistem karşıtı, radikal bir feminizmi savunmuyor.
• Babası iki eşli, ilk kocası Salih Zeki Bey de Halide’nin üstüne kuma getiriyor.
Bir evde iki kadın olmasını bir felaket olarak görüyor. Salih Zeki’nin çapkınlıklarına 10 sene dayanmış, fakat ikinci eş almasına bir ay bile dayanamıyor ve boşanıyor.
• Halide Edib’in evinde dönemin entelektüelleri Ziya Gökalpler, Yusuf Akçuralar bir araya geliyor. Yusuf Akçura’yla aralarında bir gönül ilişkisi olduğu doğru mu sizce?
Bana makul göründü. Mektuplarından öyle anlaşılıyor. Yusuf Akçura, dönemin en yakışıklı erkeklerinden biri. İkisi aynı çatı altında bulunuyorlar. Ve Yusuf Akçura’nın memleketinden Sadri Maksudi böyle bir şey olduğunu söylüyor. Gerçekçi bir dedikodu.
• Halide Edib’in manda rejimini savunduğu iddialarına gülüp geçmeli miyiz sahiden? Kitabın sonunda böyle söylüyorsunuz...
E, tabii. Çünkü bu kadın manda rejimini savunduğu sırada yıl 1919 ve bir sene sonra cephede! O zaman mandadan anlaşılan şey memleketi bir başka ülkeye teslim etmek değil, Amerika bugünkü işgalci Amerika değil. Bir dönem mandayı pek çok insanla birlikte savunmuş, hepsi bu. 20 günlük uzun bir yolculuk yapıp cepheye gidiyor. Onbaşı rütbesi bulunduğu cephede aktif olarak mücadele edebilmesine imkan veriyor. Tabii bunu pek önemsiyor değil. Daha sonra başçavuş rütbesi veriliyor kendisine.
ESERLERİ TAM ÇEVRİLMELİ
• 30 Ağustos Zaferi’nden sonra İstiklal Madalyası da alıyor.
Bu rütbeler ve madalyalar, o dönem için istisnai ödüller değil.
• Anadolu Ajansı’nı kurması da ilginç.
Evet. Anadolu Ajansı’nın isim annesi. Yunus Nadi’nin de katkısı var tabii. Yunus Nadi küçük bir ajans tasarlarken, Halide Edib bütün dünyaya hitap edecek bir yapı kurmayı düşünüyor.
• Halide Edib’i yeniden, bambaşka ve pırıltılı biri olarak gündeme getirdiniz. Henüz çok yeni, fakat ilk tepkiler nasıl?
Ben Halide hakkında Cumhuriyet’te etraflı bir yazı yazmıştım. O zaman Sedat Ergin ‘Yazıyı çok beğendim, hayretler içinde kaldım’ demişti. Şimdi de benzer geri dönüşler alıyorum.
-Halide Edib’in İngilizce yazdığı anıları (Türk’ün Ateşle İmtihanı) Türkçeye sansürlenerek çevrilmiş. Bizzat kendisi öyle yapmış yani. Bunların eksiksiz çevirisi yapılmalı değil mi?
Yapılmalı elbette. Garip bir biçimde kadınları tek tek uzun uzun anlatmıyor. Erkeklere daha çok yer vermiş. 1925’te yurtdışına gittiği dönemde acaba kadınlardan destek mi görmedi? Gerçi gözden düştüğü sırada Türk Kadınlar Birliği onu aday olarak gösteriyor... Halide Edib’in siyasi makaleleri de Türkçeye tam olarak çevrilmiş değil. Şark Garb Amerikan Tesirleri adlı eseri mesela. 1930 yılında yayınlanan kitaplarından birinin bir bölümü ile Hindistan’daki konferanslarını birleştirerek bir kitap hazırlamış. Fakat o günün koşullarında polemik açmamaya özen göstermiş.
• ’Milletler dostumuz, hükümetler düşmanımızdır’ demiş Sultanahmet Mitingi’nde...
Evet. Sultanahmet Mitingi çok önemli mitinglerden biri. Halide Edib’in özgürlükçü tutumunun seviyesini kayda geçiren bir ifade bu.
RUSSEL İLE TANIŞIYOR
• Yol Palas Cinayeti adlı bir polisiye de yazıyor. Üstelik iki de tiyatro eseri kaleme almış...
İkinci piyesi Maske Ve Ruh’un filme çekilmesi halinde Lawrence Olivier’nin oynamasını istiyor. O konuda da hiç mütevazı değil.
• Halide Edib yabancı düşünür ve sanatçılarla çok rahat dostluklar kurmuş. Bugünkü entelektüellerimiz bile o derece uluslararası bağlar kuramıyorlar. Nasıl olmuş bu sizce?
Osmanlı İmparatorluğu’nun aydınları, dünya çapında insanlar olarak konumlamışlar kendilerini. İngiltere’ye ilk gittiğinde entelektüel bir çevreye giriyor. Bertrand Russell’la da o dönemde tanışıyor. Oradaki kadın hakları mücadelelerine de hayret ediyor, çünkü orada da işlerin tam yolunda gitmediğini görüyor. Bence yurtdışı seyahatleri onun ufkunu epey genişletmiş.
• Halide Edib yaşasaydı, 130 yaşında olacaktı gerçi, fakat sizce ne yapıyor olurdu?
Bu konuda Ayşe Arman bir şey söyledi, ben de katılıyorum: Liberal - ulusalcı çatışmasında liberallerin yanında olurdu.
• Fakat bir yandan da Turancıydı. Yeni Turan diye bir kitabı var.
Halide’nin milliyetçiliği katı, koyu bir milliyetçilik değil. Aksine çok açık fikirli ve demokrat bir nitelik taşıyor.
Latife’den gelen para Halide’ye yaradı!
-Araştırma sürecini anlatır mısınız?
Kendi kitaplığım ve dergi koleksiyonumdan faydalandım öncelikle. Yabancı kütüphanelerdeki arşivlerin dökümanlarından istifade ettim. Halide Edib’in mektupları çok işime yaradı. ABD’deki nadir eserler kütüphanelerinde birçok mektubunu buldum.
-Halide Edib’i çok sevdiniz mi? Arkadaş olsaydınız...
Sevmediğim bir insanın biyografisini yazmam. Halide Edib’i çok takdir ettim. Bende cidden hayranlık uyandırdı.
-Çok fazla anı yazılıyor fakat pek biyografi yok, neden?
Çünkü biyografi yazmak çok zaman ve emek gerektiriyor. İnsanlar anılarını emeklilikten sonra kaleme alabiliyor. Bir de ısmarlanmış biyografiler yazılıyor. Latife’yi yazdığım iki sene boyunca hiçbir düzenli gelirim yoktu. Mümkün olduğunca az para harcamaya özen göstererek yaşadım. Latife Hanım’ın satışı, Halide Edib’e yaradı. (Gülüşler.)
-Oğlunuz romancı, eşiniz yazar, siz de öyle. Nasıl oluyor aynı evde üç yazar?
Bol kavgalı. Oğlum Reşat’la daha çok tartışıyoruz. Oral’la birbirimizi daha çok etkilemişiz herhalde, faka Reşat’la kolay anlaşamıyoruz. O bizim sol geçmişimizle alay ediyor. Ona çok da aldırmıyoruz ama bazı fikirleri de bize ham geliyor. Bizimkiler ona hayali geliyor.
Hz. Muhammed’in hayatını yazacaktı...
Richard Crane, Halide Edib’e ‘Türk müsün, daha ziyade Müslüman mısın?’ diye soruyor. O da “İnsanın ırkı ya da inancı, onun çektiği acıları değiştirmez’ diyor. Halide Edib’in inanç dünyası gerçekte nasıldı? Neye inanıyordu?
Halide Edib Adıvar, özgürlükçü bir kadındı. Farklı dönemlerde farklı yoğunluklarda inanmış olabilir.
Dindar bir çevrede yetişiyor. Bence inançlı bir kadındı. Fakat bunun gerçek niteliğini bilmek zor. Hz. Ali’ye hayranlık duyuyor. Bir de Hz. Muhammed’in hayatını (Siyer) yazmayı planladığını söylüyor bir mektubunda. Yazsaydı keşke, onun kaleminden okumak ilginç olurdu.
Kaynak: Stargazete














