24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Barış Antlaşması; Türkiye'nin ya da o zamanki anlayışa göre "Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti"nin dünya siyaset sahnesindeki yerini saptayan ve pekiştiren bir antlaşmadır.
Yüzyıllar süren bir "geri çekilme" sonrasında; nihayet bir "istikrar sürecinin" başlaması demektir.
Antlaşmanın imzalanmasından günümüze neredeyse 90 yıl geçmesine karşın; Lozan'la ilgili tartışmaların bitmemesi çok ilginçtir. Hatta; benim"zafer" olarak değerlendirdiğim bu antlaşmayı hâlâ "hezimet" olarak gören ve göstermek isteyen çevrelerin varlığı, hemen her 24 Temmuz'da bu konuya geri dönmeme neden oluyor.
Son yılların bir alışkanlığı olarak Lozan Antlaşması söz konusu olduğu zaman; hemen Sevr tartışmaları başlıyor. Aslında ben derslerimde Lozan'ı anlatır ve bir başarı olarak değerlendirirken; bunu Sevr'le karşılaştırarak ele alırım. Ancak son zamanlarda belli çevrelerin dile getirdiği bir husus var ki; buna hiç alışkın ve "hazırlıklı" değildik. Bu da; kimi çevrelerin Sevr'i Lozan'a karşı tercih etmeleri ve yüceltmeleri oluyor. Üniter bir devlet yapısına karşı olmalarını dile getiren bu insanları; (kendi adıma) hoş görmemiz mümkün değil ama söyleyebileceğimiz tek şey var: Hodri meydan...
x x x
Ulusal savaşımızı noktalayan Mudanya Mütarekesi 15 Ekim 1922'de; yürürlüğe girdi. (Bu mütarekenin koşullarına göre TBMM Hükümeti 13 Kasım 1922'de; İsviçre'nin Lozan kentinde başlayacak olan barış görüşmelerine katılmayı kabul ediyordu. (Bu arada; İngiltere'nin İstanbul hükümetini de toplantıya davet etmesi nedeniyle TBMM saltanat ve hilafeti birbirinden ayırarak; Osmanlı İmparatorluğu'na 16 Mart 1920 itibarıyla son vermiş ve Sultan Vahdettin'in bu karar sonrası İngiltere'ye sığınmasından sonra da Abdülmecit Efendi'yi halifeliğe seçmişti.)
Lozan görüşmeleri Dışişleri bakanları düzeyinde yapılacaktı. TBMM Hükümeti'nin Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal (Tengirşenk) çok değerli bir diplomattı. Fakat Mustafa Kemal; barış masasından bir "diplomat"değil; diplomasi kurallarını pek dinlemeyen ve muhtemelen asker kökenli birinin oturmasını istiyordu. Yusuf Kemal'in istifası üzerine; bu bakanlığa gelmek isteyen Rauf (Orbay) Bey; Mustafa Kemal'in İsmet Paşa'yı tercih etmesi üzerine çok kırıldı. Çünkü Rauf Bey Mondros Mütarekesi görüşmelerinde; İngiliz Amiral Calthorph'un kendisini kandırdığını düşünüyor ve bir anlamda "rövanşını" almak istiyordu. Bu kırgınlık; daha sonra bir tür düşmanlığa dönüşecektir.
x x x
İsmet Paşa, Dr. Rıza Nur ve Hasan (Saka) Bey'den oluşan Türk delegasyonu kalabalık bir çevirmen ve uzman heyetiyle Lozan'a gitti.
13 Kasım'da başlaması öngörülen toplantıların bir hafta ertelendiğini Lozan'a gelince öğrendiler. Toplantıların ne denli tartışmalı geçeceğinin ilk işareti buydu.
İsmet Paşa'nın; Lozan'da hassasiyetle üzerinde durduğu iki konu vardı. Bunlardan birincisi; toplantıya"eşit koşullarla" oturduğunun kabul edilmesi idi. Diğeri ise; toplantı masasında "yenen taraf" olarak oturmaktı.
Gerçekten; Avrupalı diplomatlar, Osmanlı'nın son yarım yüzyılından kalma bir alışkanlıkla; kendilerini Türk diplomatlardan üstün görüyor, "eşit" olarak bakmıyorlardı. İsmet Paşa ilk olarak bu anlayışı kırmaya kararlıydı.
İngiltere'nin yaptığı programa göre; Lozan Barış Konferansı 20 Kasım 1922'de; Monthbenon Gazinosu büyük salonunda yapılacak bir törenle başlayacaktı. İsviçre Konfederasyonu Başkanı M. Haab konferansa"hoş geldiniz" çerçevesinde bir konuşma yapacak ve Lord Curzon; buna karşılık bir teşekkür konuşması yapacak ve açılış toplantısı sona erecekti.
İsmet Paşa buna karşı çıktı. "Bu müzakerelerde iki taraf var. Eğer Lord Cürzon konuşursa ben de konuşurum" diye inatla direndi. Ne söyledilerse fayda etmedi ve sonunda program değiştirilerek İsmet Paşa'ya da söz verildi.
x x x
İngiltere ve özellikle Yunanistan; Lozan Konferansını "1. Dünya Savaşı'na son veren bir anlaşmanın konferansı" olarak değerlendirmek istiyor ve kendilerini "galip taraf" sayıyorlardı. Oysaki İsmet Paşa; kendisini (haklı olarak) Ulusal Savaş'ın galibi olarak görüyor ve masaya o duyguyla oturuyordu. Konferans sırasında bu anlayış farkı zaman zaman sert tartışmalara neden olacaktır.
Toplantılar yukarıda değindiğim program uyarınca 20 Kasım 1922'de Montbenon gazinosundaki "açılışla"başladı. Toplantıya katılanlar arasında Fransa Cumhurbaşkanı Poincare ve İtalya Başbakanı Mussolini de vardı.
Açılıştan bir gün sonra; konferans, ünlü Ouchy Şatosu'nda çalışmalarına başladı ve gerçekten kıran kırana geçti.
Asıl çatışmaların Boğazlar ve toprak konusunda çıkması beklenirken; parasal nedenlerden Şubat 1923'te konferans dağıldı. İstanbul'a gelen İsmet Paşa'nın Sirkeci'de kendisini karşılayan gazetecilere verdiği çok ilginç bir beyanat vardır. "Çok fedakarlık yaptım" diyordu İsmet Paşa "Büyük ödünler verdim. Fakat memleketimin ekonomik esaretini kabul edemezdim."
Daha sonra İtalya'nın da araya girmesiyle konferans 23 Nisan 1923'te yeniden toplandı ve nihayet 24 Temmuz'da Lozan Barış Antlaşması imzalandı.
Bu konuda yazacak çok şey var. Ancak kısaca şunu söylemeliyim ki; 1. Dünya Savaşı'na son veren antlaşmalar arasında günümüzde de geçerli olan tek antlaşma Lozan'dır.
Zira; Lozan Antlaşması "akılcı" (rasyonel) ve "haklı" bir antlaşmadır...
Toktamış Ateş - Bugün














