Tarih boyunca her milletin yaşamında salgın hastalıklar olmuş ,on binlerce insanın hayatına mal olarak derin izler bırakmıştır .
İstanbul’un fethinden yıllar sonra görülen ilk büyük salgın vebadır . 1591 Yılı ekim ayında görülmeye başlayan veba kısa zamanda şehre yayılarak salgın halini aldı . Günde 500 kişi ölmeye başlayınca Padişah III.Murad sarayı terk ederek Edirne’ye gitti.
Esnaf hastalık korkusundan dükkan açmayınca halk aç kaldı . Kesin rakamı bilinmeyen bu korkunç veba salgını bilerce can aldı .Altı ay devam etti .
1625 Yılında görülen ikinci büyük veba salgını İstanbullulara daha büyük korku yaşattı . Bayrampaşa vebası adıyla anılan bu salgın iki ay devam ederek on bini aşkın insanın ölümüne sebep oldu .
Daha sonra 1650 ve 1655 yıllarında görülen iki salgından sonra 19. yüz yıla kadar sakin bir döneme girildi .
1812 Yılında İstanbul’a gelen küçük bir yelkenli bir bela teknesi gibi limana yanaştı . İzmir’den gelen bu gemiden yayılan veba mikrobu önce Galata ve Pera (Beyoğlu) semtlerine sıçradı . Fener ve Kumkapı’ya atlayan veba salgınında her gün yüzlerce insan evlerde , yollarda , bazen yürürken düşüyor ve ölüyorlardı .
Salgın çok şiddetlendi . Ölü sayısı günde üç bini buldu . İstanbul ve Galata’daki salgın yuvası haline gelen bekar odaları yıktırıldı . Alınan bütün tedbirlere rağmen hastalık ancak on ay sonra kasım ayında önlenebildi .
Yeniçeri Ocağının kaldırılmasından bir yıl önce 1825 tarihinde çiçek hastalığı salgını başladı . Bazı günler 5 bine yakın cenaze kaldırılıyordu .
Bir yıl sonra hükümetler üzerinde vesayet kuran
darbeci Yeniçeri Ocağı kışlaları topa tutularak yıkılırken , binlerce yeniçeri kılıç ve baltalarla İstanbul sokaklarında katledildi . Halk o kadar nefret doluydu ki yeniçerilerin mezar taşları bile kırıldı . Kangren olmuş kol , koparıldı .
1831 Yılında ise önce adı konulamayan başka bir salgın başladı . İlk aylarda 4 bine yakın insanın ölümüne sebep olan hastalık kolera idi . Çareler bulunana kadar 6 bin insan bu hastalıktan can verdi .
1859 Yılındaki kolera salgınında 10 bin , 1877 yılında aynı hastalıktan 15 bin insan öldü .
1912 Yılındaki kolera salgınında içlerinde ordu mensuplarının da bulunduğu 10 bin insan , evlerde , yollarda sapır sapır dökülerek can verdiler . Sarayburnu ve Yeşilköy karantina bölgesi ilan edildi .
Cumhuriyet ilanından sonra İstanbul’da mikrobiyolojik salgın hastalık görülmemiştir .
1929 Yılında çiçek , 1937’de tifo , 1943’de çiçek ve tifüs salgınları geçmiş devirlerdeki salgınlara oranla önemsiz kalmışlardır .
Şeflik döneminden sonra Türkiye Cumhuriyeti’nde “ biyolojik “ değil de “ ideolojik “ değişik salgınlar başlamıştır . 27 Mayıs 1960 Tarihinde Silahlı Kuvvetler eliyle , yasal bir hükümet ve Türkiye Büyük Millet Meclisi dağıtılmış , Cumhurbaşkanı,Başbakan,Meclis Başkanı , Genelkurmay Başkanı , Kuvvet Komutanları , Bakanlar ve millet vekilleri tutuklanarak bir adaya hapsedilmiş , Başbakan ve iki Bakan boyunlarına kement bağlanarak idam edilmişlerdir .
Daha sonraki yıllarda bu askeri darbe salgını devam etmiş , 22Şubat1962, 21 Mayıs 1963 , 12 Mart 1971 tarihlerinde yasal düzen zorlanmış , 12 Eylül 1980 tarihinde yapılan askeri darbe sonucu on binlerce insan tutuklanmış , işkence görmüş , idam edilmiş ve yıllarca suçsuz yere hapis yatmışlardır .
28 Şubat 1997 Tarihindeki askeri darbe ise ‘postmodern ‘ adıyla tanınmış , gerek ekonomik alanda gerekse Türk toplum hayatında kapanması zor yaralar açmıştır .
Tarih boyunca mikrobiyolojik salgınların sadece beden üzerinde yaptığı zararlardan çok daha fazlasını Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinde , sosyolojik hayatta ağır yaralar açan, toplum psikolojisini bozan , insan haklarını ayaklar altına alan , demokrasiyi rafa kaldıran ASKERİ DARBE salgınları yaşanmıştır. ..















PAYLAŞ